SPK, Tera, A1 Capital ve Atlas gibi kurucuların yer aldığı 7 portföy yönetim şirketine bağlı 131 yatırım fonunun, toplamda yaklaşık 800 milyar liralık kısmının tasfiye edilmesine karar verdi. Tasfiye sürecinin üç ay içinde tamamlanacağı ve fon sahiplerine ödemelerin yapılacağı açıklandı.
Bu karar yatırımcılar arasında rahatlama sağlasa da süreç ve fonları oluşturan mekanizmalar hakkındaki soru işaretleri artmış durumda. Fonların kısa sürede olağanüstü primler elde etmesi, bazı kişilerin zamanından önce çıkıp büyük kazançlar sağlaması ve portföylerdeki yoğun konsantrasyon dikkat çekiyor.
Fonların performansı ve şüpheli hareketler
Özellikle bir Tera fonunun getirileri son bir yılda %662, yılbaşından beri %247 ve üç yıllıkta ise onlarca binleri bulan rakamlarla gündeme geldi. Bazı paylarda aynı dönemde yüzlerce hatta binlerce kat primler görüldü; örneğin bazı hisseler 1 yılda %8.000’i aşan yükselişler kaydetti. Bu durum, fonların sınırlı sayıda ve birbirleriyle bağlantılı şirketlere büyük pozisyonlar almasıyla ilişkilendiriliyor.
Ekonomistler Ponzi benzetmesi yapıyor: Murat Kubilay, kapalı fon dönemindeki karşılıklı alım-satımların fiyatları yapay şekilde şişirerek sistemde Ponzi benzeri işleyişe yol açtığını savunuyor. Ayrıca SPK ve bağımsız denetim kuruluşlarının süreçteki sorumluluklarının ve rehber duyurusunun önceden bilinip bilinmediğinin araştırılması gerektiğini belirtiyor.
Hangi dönemde ralli yaşandı?
SPK’nın 28 Ağustos’taki Yeni Fon Rehberi açıklamasına kadar, yılbaşından itibaren bazı hisse senetlerinde olağanüstü primler görüldü. 2 Ocak–27 Ağustos döneminde yüksek prim sağlayan hisseler arasında Özata Denizcilik, Birleşim Grup Enerji, Anel Elektronik, Katılımevim ve Prizma Pres gibi şirketler bulunuyor. Bu hisselerdeki yoğun alımların kaynakları ve zamanlamaları mercek altına alınıyor.
Sorulması gereken başlıca sorular
-
Kasım 2025 uyarısına rağmen neden 10 ay sonra müdahale edildi? Gecikmenin arkasında siyasi ya da idari engeller var mı?
-
Sorumlular hakkında neden zamanında adli süreç başlatılmadı? İç soruşturmalar ve cezai süreçlerin gecikme gerekçeleri neydi?
-
SPK eski başkanları ve kurul üyeleri hakkında suç duyuruları olacak mı? Usulsüz halka arzlara göz yumulduysa sorumluların takibi nasıl yapılacak?
-
Bankacılık lisansı veren dönemin BDDK yönetimi soruşturulacak mı? İzin süreçlerinin incelenmesi planlanıyor mu?
-
MASAK hesaplara ve mal varlıklarına bloke koydu mu? Fonların temerrüde düşmesi halinde yatırımcıların alacakları korunuyor mu?
-
Skandala karışan kurum sahiplerinin görevlerine devam etmesine ne zaman son verilecek?
-
Katılımevim ve Birevim’in Emlak Katılım tarafından satın alınmasıyla oluşabilecek kamu zararları şeffafça açıklanacak mı?
-
Varlık Fonu’nun kriz sırasındaki piyasa müdahalelerinden doğan kâr veya zarar kamuoyuna açıklanacak mı?
Uzman görüşleri
Mahfi Eğilmez: Denetim ve müdahale zamanlamasındaki zaafın, riski kamunun üzerine yükleyerek piyasa disiplinini zedeleyen ciddi bir ahlaki tehlike yarattığını vurguluyor.
Nazır Kapusuz: Müdahalenin Kasım 2025’te yapılsaydı kayıpların çok daha düşük kalabileceğini, beklemenin krizi büyüttüğünü belirtiyor.
Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu: Fonlardaki sarsıntının kamuyu ve bireysel yatırımcıları etkilediğini; büyük bankalardaki fon sahiplerinin daha az risk altında olduğunu, ayrıca dış uyarıların manipülasyonların büyümesini önlemede etkili olduğunu söylüyor.
Sonuç olarak, tasfiye kararı yatırımcılara kısa vadede likidite sağlayacak olsa da sorumlulukların tespiti, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve şeffaf soruşturmalar olmadan benzer risklerin tekrarlanması olası görünüyor. Kamuoyunun ve düzenleyici kurumların bu süreçteki adımları yakından takip etmesi önem taşıyor.
