TCMB Başkanı Karahan’dan piyasalara mesaj: Her türlü ek tedbiri proaktif bir şekilde alacağız

tcmb-baskani-karahandan-piyasalara-mesaj-her-turlu-ek-tedbiri-proaktif-bir-sekilde-alacagiz-BOaMrunK.jpg

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, fon piyasasındaki hareketlerin bankacılık sistemi ve diğer finansal piyasalar üzerindeki etkilerini izlediklerini söyledi. Karahan, “Finansal istikrar ve likidite koşullarını yakından takip etmeye devam ederek gerek görülmesi halinde her türlü ek tedbiri proaktif bir şekilde alacağız.” dedi.

Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Ankara tarafından gerçekleştirilen “Ekonomi Buluşması” etkinliğinde sunum yapan Karahan, fiyat istikrarının uzun vadeli planlamayı kolaylaştırdığını, yatırım ve üretim koşullarına katkı sunduğunu belirtti.

Karahan, “Arz yönlü şoklar özellikle enerji fiyatları üzerinden enflasyon görünümünü etkilemeye devam ediyor. Bu baskılar manşet enflasyondaki iyileşmeyi sınırlıyor. Buna karşılık sıkı para politikamızın etkisiyle iç talepteki yavaşlama dezenflasyonu destekliyor.” diye konuştu.

Hizmet sektöründe, özellikle de kiralarda ataletin zayıflamasının dezenflasyona destek verdiğini kaydeden Karahan, “Bu görünüm altında enflasyonun ana eğilimi son dönemde geriledi. Ekonomik gelişmeleri geniş bir veri setiyle yakından izliyoruz. Enflasyonun ana eğilimini, talep koşullarını ve beklentileri birlikte değerlendirerek orta vadeli enflasyon görünümüne odaklanıyoruz. Enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşumuzu koruyoruz. Fiyat istikrarı sağlanana kadar dezenflasyonun gerektirdiği parasal sıkılığı kararlılıkla sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.

Enerji fiyatları enflasyon üzerindeki baskıyı sürdürüyor

Yıl başında yaklaşık 70 dolar düzeyinde bulunan petrol fiyatlarının, savaş öncesine kıyasla zaman zaman sert yükselişler gösterdiğini aktaran Karahan, sonrasında bir miktar düşüş yaşansa da fiyatların savaş öncesindeki düzeyin belirgin biçimde üzerinde kaldığını söyledi.

Petroldeki artışın yanı sıra rafineri marjlarının yükselmesinin de özellikle motorin fiyatları üzerinden enerji kaynaklı baskıları artırdığını belirten Karahan, yeniden yükselişe geçen doğal gaz fiyatlarının savaş öncesinin yaklaşık 3 katına ulaştığını ifade etti. Karahan, bu durumun enerji fiyatları yoluyla doğrudan, ulaştırma hizmetleri gibi kalemler aracılığıyla da dolaylı olarak enflasyona olumsuz yansıdığını anlattı.

Eşel mobil uygulamasının, özellikle savaşın ilk aylarında görülen yüksek fiyat artışlarının yurt içine geçişini azalttığını dile getiren Karahan, akaryakıtın temel girdiler arasında yer aldığı ulaştırma gibi alanlarda maliyet baskılarının hafiflemesinin de enflasyon üzerindeki birincil etkileri sınırladığını belirtti.

Savaşın başlamasının ardından mart ayı başında sıkı para politikasını destekleyen önlemler aldıklarını hatırlatan Karahan, şunları söyledi:

“Böylece şokun beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerinden enflasyon üzerinde oluşturabileceği ikincil etkileri sınırlamayı amaçladık. Eş güdüm içinde atılan politika adımları neticesinde enflasyon mayıs ayından sonra yeniden gerilemeye başladı. Enerji fiyatlarının tekrar artmasının bir yansıması olarak yıllık enflasyondaki gerileme yakın dönemde ivme kaybetti. Bununla birlikte ekim ayında yıllık tüketici enflasyonu yataya yakın seyrederken enerji ve işlenmemiş gıda gibi ürünleri dışlayan B ve C göstergelerinde gerileme devam etti. Bu görünüm enerji kaynaklı baskılar sürerken diğer kalemlerdeki iyileşmenin devam ettiğine işaret ediyor.”

Enflasyonun ana eğilimi yüzde 23,7’ye geriledi

Karahan, savaş döneminde yıllıklandırılmış olarak yüzde 30’lar düzeyine çıkan enflasyonun ana eğiliminin, ekim itibarıyla yüzde 23,7’ye indiğini bildirdi.

Karahan, “Bu seviye mevcut yıllık enflasyonun yaklaşık 6 puan altında. Ana eğilimin yıllık enflasyonun altında seyretmesi, arz yönlü baskılar sönümlenirse dezenflasyonun önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ediyor. Bu gelişmeyi sıkı para politikası duruşumuzun talep ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkilerinin bir yansıması olarak değerlendiriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Ekim ayı itibarıyla enerji haricindeki ana gruplarda yıllık enflasyonun geçen yılki düzeylerin altında olduğunu belirten Karahan, savaşın etkisiyle yıllık enerji enflasyonunun yüzde 51,4’e çıktığını ve geçen yılın yaklaşık 17 puan üzerinde gerçekleştiğini aktardı.

Bu yıl dezenflasyonun hız kesmesinde temel etkenin, jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatlarına yansıması olduğunu söyleyen Karahan, “Talep koşullarına duyarlılık, geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi ve jeopolitik gelişmelerden etkilenme düzeyine göre hizmet alt kalemleri farklı eğilimler sergiliyor.” dedi.

Kira enflasyonu yüzde 40’ın altına indi

Geçmişte ataletin belirgin olduğu kira enflasyonunda önemli bir yavaşlama yaşandığını vurgulayan Karahan, şu ifadeleri kullandı:

“Kira enflasyonu bir önceki sene yüzde 66 düzeyinden bu sene ekim ayında yüzde 40’ın altına geriledi. Katılığın önemli bir etken olduğu bir başka kalem olan eğitim hizmetleri de gerilemeye devam etti. Diğer yandan artan enerji fiyatlarının dolaylı etkileriyle ulaştırma hizmetlerinde yıllık enflasyon yüzde 42,5 oldu. Böylece ulaştırma hizmetleri enflasyonu hem geçen yılki seviyesini hem de bu seneki genel hizmet enflasyonunun üzerinde gerçekleşti. Haberleşme hizmetleri enflasyonu da geçen yıla kıyasla 20 puan artarak yüzde 43 seviyesinde gerçekleşti ve hizmet enflasyonunu yukarı çeken bir kalem oldu. Hizmet enflasyonundaki gerilemede kira enflasyonunun yavaşlaması öne çıkıyor. Mevcut görünüm kira enflasyonundaki gerilemenin süreceğine işaret ediyor.”

Jeopolitik gelişmeler nedeniyle nisanda hızlanan temel mal fiyatlarındaki artışın sonraki aylarda yavaşladığını belirten Karahan, yakın dönem eğiliminin de yıllık temel mal enflasyonunun altına düştüğünü söyledi.

Karahan, sıkı para politikasının etkisiyle tüketim talebinin yavaşlamasının ve Türk lirasındaki ılımlı seyrin, arz kaynaklı baskılara karşın temel mal enflasyonundaki yükselişi sınırladığını ifade etti.

Gıda fiyatlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Karahan, “Yılın ilk aylarında yüksek seyrederek dezenflasyon sürecindeki yavaşlamada etkili olan gıda enflasyonu geçen yıl olumsuz hava koşullarından etkilenen tarımsal üretimdeki toparlanmayla birlikte geriledi. Ancak gıda fiyatları taze meyve ve sebze kaynaklı olarak oynak bir seyir izliyor. Nitekim ekim ayında tüketici enflasyonunun seyrinde taze meyve ve sebze fiyatlarının etkisi öne çıktı. Önümüzdeki dönemde de iklim koşullarına bağlı olarak gıda fiyatlarında oynaklık devam edebilir.” dedi.

İç talepteki yavaşlama dezenflasyonu destekliyor

Enflasyonun gelecekteki seyrinde enerji fiyatları başta olmak üzere arz kaynaklı gelişmelerin, talebin ve beklentilerin belirleyici olacağını kaydeden Karahan, enerji ve diğer emtia fiyatlarına yönelik yukarı yönlü risklerin sürdüğünü belirtti.

Bu çerçevede iç talebin dezenflasyona katkısının devam etmesi gerektiğini vurgulayan Karahan, “Yılın ilk yarısına ilişkin milli gelir verileri ve yakın döneme ilişkin göstergeler iç talepte zayıf bir seyre işaret ediyor. Altın hariç bakıldığında ağustos ayı itibarıyla üçüncü çeyrekte perakende satışların büyümesinin yavaşladığını görüyoruz. Kart harcamalarının üçüncü çeyrekte yataya yakın seyri de talepteki bu yavaşlamayı teyit ediyor. Enflasyon beklentileri arz şoklarının fiyatlama davranışlarına yansıması ve etkilerinin kalıcılığı açısından önem taşıyor. Sıkı para politikamız beklentilerdeki bozulmayı sınırladı.” şeklinde konuştu.

Hanehalkının enflasyon beklentilerinin yılın başlarında bir miktar yükseldikten sonra düştüğünü ve savaş öncesindeki seviyenin altında kaldığını anlatan Karahan, “Bununla birlikte beklentilerde yıl başında öngördüğümüz iyileşme henüz sağlanmadı. Bu görünüm dezenflasyon açısından risk oluşturmaya devam ediyor ve ihtiyatlı duruşumuzu korumamızı gerektiriyor.” ifadelerini kullandı.

Likidite yönetimi için atılan adımları anlattı

Enerji fiyatları ile jeopolitik gelişmelerin cari dengeye yansımalarını da değerlendiren Karahan, altın ve enerji dışındaki dış ticaret açığının daha ılımlı ilerlediğini söyledi. Karahan, jeopolitik gelişmeler nedeniyle yükselen enerji fiyatlarının olumsuz etkisine karşın, cari açığın milli gelire oranının yataya yakın seyrettiğini belirtti.

Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İç talepteki yavaşlama, turizm gelirlerinin gücünü koruması ve altın dış ticaret dengesindeki iyileşme cari dengeyi destekliyor. Bu gelişmeler doğrultusunda 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Fon piyasasındaki gelişmelerin bankacılık sistemi ve diğer finansal piyasalarla olan etkileşimini yakından takip ediyoruz. Fiyat istikrarı ve finansal istikrar birbirini tamamlayan iki unsurdur. Bu çerçevede finansal piyasalarda yaşanan bu gelişmeleri dikkate alarak likidite imkanlarını gözden geçirdik. Haftalık repo ihaleleriyle sağladığımız fonlama miktarını artırdık. Bankalararası para piyasasında bankaların borç alabilme limitlerini güncelledik. Teminat iskonto oranlarını azalttık. Ayrıca makrofinansal istikrarı ve bankaların likidite yönetimini desteklemek amacıyla zorunlu karşılık uygulamasında değişiklik yaptık. Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranlarını düşürerek bankalara likidite yönetiminde esneklik sağladık. KOBİ kredileri kredi büyüme sınırlarını yükselttik.”

Özel sektör tahvilleri için refinansman önlemi

Karahan, bir başka düzenlemeyi de özel sektör tahvil piyasasında ortaya çıkabilecek likidite gelişmelerine yönelik yaptıklarını belirterek şunları kaydetti:

“Bu araçlara en önemli talebin yatırım fonlarından geliyordu. Son dönemde fonlarda yaşanan çıkışlar özel sektör borçlanma araçlarına olan talebi azalttı. Bu da refinansman konusunda risk oluşturdu. Bu riskin önüne geçmek adına özel sektör tahvillerinin itfasına yönelik kredileri büyüme sınırından muaf tuttuk. Böylece firmalara likidite yönetiminde de kolaylık sağlamış olduk. Bundan sonra da finansal istikrar ve likidite koşullarını yakından takip etmeye devam ederek gerek görülmesi halinde her türlü ek tedbiri proaktif bir şekilde alacağız. Son dönemdeki fon piyasası gelişmeleri sonrası portföy tercihlerine baktığımızda finansal sisteme ve Türk lirasına olan güvenin güçlü bir şekilde devam ettiğini görüyoruz.”

TL mevduatın payı yüzde 61’in üzerinde

Sıkı para politikası, destekleyici makroihtiyati araçlar ve alınan önlemler sayesinde Türk lirası mevduatta güçlü artış yaşandığını ifade eden Karahan, yabancı para mevduatların dalgalı seyrettiğini, tüzel kişilerde ise sınırlı yükseliş görüldüğünü söyledi.

Bu gelişmelerin TL mevduat payındaki istikrara da yansıdığını belirten Karahan, “Özellikle ikinci çeyrekten itibaren Türk lirası mevduata geçişlerin hızlanması ile birlikte Türk lirası mevduatın payı yüzde 60’ın üzerinde seyrediyordu. Son dönemde para piyasası fonlarından çıkışların büyük oranda Türk lirası mevduata yönelmesi ile birlikte Türk lirası payı yüzde 61’in üzerinde kalmaya devam ediyor.”

Karahan, 27 Şubat’ta 210 milyar dolar seviyesindeki brüt rezervlerin 30 Ekim itibarıyla 158 milyar dolara gerilediğini bildirdi. Bu dönemde rezervlerde meydana gelen düşüşün 30 milyar dolarlık bölümünün altın fiyatlarındaki gerilemeden kaynaklandığını aktardı.

Sıkı para politikası vurgusu

Fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve sağlıklı bir yatırım ortamı için önemli bir ön koşul olduğunu vurgulayan Karahan, son verilerin sıkı para politikasının etkisiyle enflasyonun ana eğiliminde yaşanan düşüşü doğruladığını belirtti.

Jeopolitik gelişmelerin yukarı yönlü riskleri canlı tutmayı sürdürdüğünü ifade eden Karahan, şunları söyledi:

“Bu nedenle dezenflasyon konusundaki kazanımlarımızın devamını sağlamak için ihtiyatlı olmaya devam edeceğiz. Bu doğrultuda fiyat istikrarı sağlanana kadar gerekli sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla sürdüreceğimizi vurgulamak istiyorum.”

Mobil sürümden çık