Dünya sahnesindeki çatışmalar ve artan jeopolitik gerilimler, ekonomik dengeleri sarsarken sanayi sektörü üzerindeki baskının da büyüdüğünü gösteriyor. Bu çalkantılı dönemde, büyümenin yavaşlaması ve sanayinin genel ekonomik seyrin gerisinde kalışına dikkat çekmek gerekiyor.
Enflasyonun baskısı sürerken, alınacak önlemlerin üretim kapasitemizi zayıflatmaması hayati önem taşıyor. Aksi bir yol seçildiğinde, bugün talep kaynaklı problemleri çözme çabamız; yarın arz tarafında, üretimde ve istihdamda daha büyük kırılmalara dönüşebilir.
Jeopolitik ve Ekonomik Gerilimlerin Etkisi
Orta Doğu ve Rusya-Ukrayna çatışmaları, ayrıca ülkemizin komşuluk ilişkilerinden kaynaklanan riskler, tedarik zincirlerinde aksamalar, yükselen maliyetler ve daralan finansman koşullarıyla birleşerek işletmeler üzerinde hissedilir stres yaratıyor. 2026 için öngörülen yüzde 3 civarındaki büyüme beklentisi, mevcut zorluklar göz önüne alındığında kırılgan bir tablo sunuyor.
Sanayiye Öncelik Vermek Zorundayız
OVP’de sanayiyi ön plana alan yaklaşım, geçmişe göre daha belirgin bir yer tutuyor. Ancak bu politika, uygulamada üretimi güçsüzleştiren bir hal almamalı. Enflasyonla mücadele, sanayinin rekabet gücünü ve iş yaratma kapasitesini azaltmamalıdır. Türkiye, emek yoğun sektörlerinden vazgeçme lüksüne sahip değildir; bu alanlarda üretim, istihdam ve rekabet yeteneğimiz korunmalıdır.
Geleceğe Yatırım: Üretimi ve İstihdamı Korumak
Sanayi ve üretim gücünün zayıflamaması, hem kısa vadeli fiyat istikrarı hem de uzun vadeli ekonomik dayanıklılık için öncelikli bir hedeftir. Politika yapıcılar, işletmeler ve toplum; birlikte hareket ederek üretimi güçlendiren, istihdamı koruyan ve rekabetçiliği destekleyen adımlar atmalıdır.
Bu süreçte akılcı ekonomi politikaları, stratejik destekler ve sürdürülebilir yatırım anlayışıyla Türkiye, olumsuz dış rüzgarlara karşı dirençli bir sanayi yapısını muhafaza edebilir ve daha güçlü bir geleceğe yürüyebilir.
