Hoover Barajı’nın inşasıyla ortaya çıkan Mead Gölü, zamanında canlı bir yerleşim olan St. Thomas’ı yuttu; sakinleri 1930’ların ortasında evlerini ardında bırakmak zorunda kaldı. Yükselen sular kasabanın sokaklarını, evlerini ve kamu binalarını örttü; en yüksek yapının bile su seviyesinin yaklaşık 18 metre üzerinde kalın bir örtü oluştu.
Yıllar boyunca gölün derinliklerinde saklanan temeller ve kalıntılar, su seviyesi azaldığında ara ara gün yüzüne çıktı. Son yıllardaki çekilme ise St. Thomas’ı neredeyse tamamen ortaya çıkardı ve kasabanın terkedilmiş izleri yeniden karaya kavuştu.
St. Thomas: Bir Zamanların Canlı Mahallesi
1865’te kurulan kasaba, kısa zamanda yaklaşık 500 kişilik bir nüfusa ulaştı; okul, postane, pazar yerleri, kilise ve otomobil atölyeleri gibi günlük yaşamın izlerini taşıyordu. Hoover Barajı tamamlanıp su birikmeye başlayınca bölgenin akıbeti hızla değişti ve sakinler geride kalan eşyalarıyla bölgeyi terk etti.

Su Seviyesi ve Kaybolan Kent
Mead Gölü en yüksek seviyesine çıktığında, su kasabanın en yüksek noktalarının bile 18 metre üstüne kadar yükseldi. Bu uzun süreli sualtı dönemi boyunca evler, yollar ve diğer yapılar unutulmuş birer memento haline geldi. Ancak doğal dalgalanmalar ve insan etkileriyle değişen su seviyeleri, bu kalıntıların zaman zaman tekrar görünmesini sağladı.
Bugün: Harabelerde Gezinti
Günümüzde St. Thomas’ın taş temelleri, kırık cam parçaları ve eski sokak izleri karadan görülebiliyor. Ziyaretçiler yaklaşık 5 kilometrelik bir parkuru takip ederek bir zamanlar insanların yaşadığı sokağın ortasından geçebiliyor; bu yürüyüş, geçmişle doğrudan yüzleşme fırsatı sunuyor. Bölgenin yeniden ortaya çıkmasının başlıca nedeni, Mead Gölü’ndeki su seviyesinin uzun vadede önemli ölçüde gerilemiş olmasıdır.
St. Thomas, suyun gizlediği hatıralarıyla bugün bir hayalet kasaba olarak meraklıları bekliyor; taşlaşmış temeller ve dağılan yapılar, geçmişin sessiz tanıkları olarak ziyaretçilere geçmişi anlatıyor.