Nurdoğan A. ERGÜN
nurdogan.arslan@dunya.com
Türkiye makine imalat sanayisi, küresel pazarlardaki korumacılık duvarları ve maliyet baskılarına rağmen katma değerli üretim ve birim fiyat artışlarıyla dış ticaretteki gücünü korumaya çalışıyor. İhracatının yüzde 60’ını Avrupa pazarına yapan sektör, yılın ilk 9 ayında konsolide ihracatını yüzde 1,5 artırarak 21,3 milyar dolara çıkardı, miktar bazında ise yüzde 6’lık düşüş yaşadı. Bu dönemde makine ithalatı ise yüzde 4,6’lık artışla 47 milyar dolara ulaştı. Üretimdeki düşüşü ithalatla telefi etmeye çalışan makine sektöründe, pandemiyi takip eden ilk üç yılda üretim yüzde 82’nin üzerinde bir sıçrama yakalarken, 2024-2026’da bu zemin korunamadı. Makine üretimi 2024 yılında yüzde 8,5, 2025 yılında yüzde 6,5 ve 2026 yılında yaklaşık yüzde 6 düşüş kaydetti. Üst üste gelen bu gerilemelerle birlikte kapasite kullanım oranlarının yüzde 65’e düştüğü sektörde, son 2,5 yılda üretim kapasitesinin yüzde 25’i kaybedildi.
“Yerli mal, en pahalı mal algısı oluştu”
Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı Kutlu Karavelioğlu ve Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, Türkiye’de artan maliyetler ve istihdam giderlerinin, yerli üretim yapan sanayicileri zorlu bir çıkmaza sürüklediğine dikkat çektiler. Sanayicinin hayatta kalabilmek için çareyi ithalat bileşenini artırmakta bulduğunu söyleyen Kutlu Karavelioğlu, makine sektöründeki ithalat rakamının 47 milyar dolara dayandığını kaydetti. Karavelioğlu’na göre, pek çok sanayici, artan maliyetler karşısında rekabet gücünü koruyabilmek ve fabrikalarını ayakta tutabilmek adına üretim modellerinde esnemeye gidiyor. Firmalar, mühendislik birikimini ve katma değerli üretim tarafını Türkiye’de tutarken, maliyetleri dengelemek için parçaların bir kısmını Çin gibi ülkelerden ithal ediyor. Yarısını dışarıdan alıp yarısını yerli üreten sanayiciler, bu stratejiyle hayatta kalma çabası verdiğini söyleyen Sevda Kayhan Yılmaz ise “Sanayici maliyetini dengelemeye çalışıyor, çözümler arıyor. Herkes hayatta kalma çabası için bir şeyler yapıyor” dedi.
“Sürekli bütçe güncellemek zorunda kalıyoruz”
Yılın ilk 10 ayının geride kaldığı bu süreçte firmaların zorlanması ve yatırımlarını ertelemesi noktasında kritik eşiğin devam ettiğini söyleyen Yılmaz, “Dünyada bu belirsizlik devam ettiği sürece sanayici önünü göremeyecek. Dünyanın dengesi böyle şaşmışken bizim de adaptasyon süreci geçirmemiz, hazırlıklı olmamız lazım” diye konuştu. Eskiden sanayicinin 6 aydan daha kısa sürede bir nakit akış tablosu yapmadığını, bu sene ise üçüncü defa bütçe güncellemesi yapanlar olduğunu anlatan Yılmaz, şöyle devam etti: “Sipariş alamazsanız çok sorun değil, kâr edemeseniz de idare edersiniz ama nakit akışı yönetimi, piyasayı okumak, yaşadığımız toprakların şartlarını bilmek zorundayız”
“Savunma sanayi değiliz, fiyat kaygımız var”
Son 2,5 yılda rekabetçilik kaybı nedeniyle kazanımların önemli bir kısmının eridiğini vurgulayan Karavelioğlu, dünyada makine ihracatı son iki yılda yüzde 10-15 bandında artarken Türkiye’nin bu dönemde pazar payını korumakta zorlandığını belirtti. İşçilik maliyetlerinin toplam giderler içindeki payının yüzde 20-25’lerden yüzde 40-45’e yükseldiğini belirten Karavelioğlu, “Biz savunma sanayii değiliz, bizim doğrudan bir fiyat kaygımız var. Kurun olması gerektiği yerde bulunmaması ve maliyet artışları nedeniyle dünyada ihracat rekor kırarken biz yerimizde sayıyoruz ve pandemiden sonra açtığımız farkın yüzde 60’ını kaybetmiş durumdayız” dedi.

“Sanayisizleşme riski için önce sanayileşmek gerekir”
Bugün dünya ticareti içerisinde hizmetin payının yüzde 25-26 civarında olduğunu söyleyen Kutlu Karavelioğlu, Türkiye’de ise bu payı yüzde 28-30 olarak açıkladı. “Türkiye’nin hızla hizmet ülkesi olduğunu görüyoruz” diyen Karavelioğlu, “erken sanayisizleşme riski” tartışmalarına ise farklı bir yorum getirdi. Bugün sanayi kavramının büyük bir değişimden geçtiğini ifade eden Karavelioğlu’na göre, sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya kalmak için önce sanayileşmeyi tamamlamak gerekiyor. Karavelioğlu, şöyle devam etti: “Sanayileşmenin tanımı değişti. Kreatif endüstriler, inşaat sanayi, sağlık endüstrisi, medikal endüstri diyoruz, adamlar kendilerini sanayi olarak tanımlıyor. Makine sektörünün de bir hizmet bileşeni var. Projelendirme, tesis kurma, bilgiyi ihraç etmek, bakım onarım, yedek parça. Dolayısıyla bunu sanayiden ayırmak teknolojik ürünlerde çok mümkün değil.”
İşler ‘tıkır tıkır’ işlesin diye her makineciye bir mentör
Yeşil ve dijital dönüşüm alanındaki tüm proje ve faaliyetlerini MundusPlus markası altında birleştiren MAİB, işletmeleri dijital ortamda sürdürülebilirlik konusunda geleceğe hazırlayacak Ekomentör Sürdürülebilirlik Platformu (Ekomentör) programını başlattı. Firmaların karbon ve su ayak izlerini ölçmelerine, sürdürülebilirlik alanındaki önceliklerini belirlemelerine ve kendi ihtiyaçlarına uygun stratejiler geliştirmelerine yardımcı olmak üzere tasarlanan Ekomentör, bilgi ve rehberlik desteğini somut ölçüm ve değerlendirme araçlarıyla bir araya getiriyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere uluslararası düzenlemelere uyum sürecini destekleyen ve test sürecine başlayan platform, ilk aşamada MAİB üyelerinin kullanımına ücretsiz olarak sunulacak. Ekomentör’ü, sürdürülebilirlik alanında giderek genişleyen bilgi ve düzenleme çerçevesini firmaların kendi faaliyetleriyle ilişkilendirebilmelerine yardımcı olmak amacıyla geliştirdiklerini açıklayan MAİB Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, şunları söyledi: “Bir işletmenin hangi yükümlülüklerle karşı karşıya olduğunu bilmesi tek başına yeterli değil. Bunların kendi üretim süreçleri açısından ne anlama geldiğini görmesi ve hangi alanlarda gelişmesi gerektiğini belirlemesi gerekiyor. Ekomentör, ölçüm, öz değerlendirme ve rehberlik araçlarını aynı platformda buluşturuyor. Firmalar karbon ve su ayak izlerini ölçerken sürdürülebilirlik alanındaki önceliklerini ve gelişime açık alanlarını da belirleyebiliyor. Ekomentör, MundusPlus çatısı altında bugüne kadar yeşil ve dijital dönüşüm alanlarında yürüttüğümüz çalışmaların sürdürülebilirlik boyutunu tamamlıyor.”

“Avrupa, made by EU formülünü getirebilir”
Avrupa’nın yeniden üretime dönüş hamlesi nedeniyle yeni STA’lar ile müttefiklerini artırmaya çalıştığını söyleyen Sevda Kayhan Yılmaz, “AB bir ticaret bloku yaratmaya çalışıyor. Ama kaliteyi de kendisi denetlemek istiyor. Dolayısıyla AB’nin tüm metinleri bizim için bağlayıcı. Avrupa’nın ne yapacağını tam kestiremiyoruz ama bizim tüm mevzuata hazır olmamız gerekiyor. Şimdi gündemde otomotiv sektörünü etkileyen Made in EU var. Orada yaşanan bir cephe kaybı bizim cepheyi de etkileyecek ama ben daha çok pazarlık kozu olarak kullanıldığını düşünüyorum. Çünkü, onlar da bizden alıyor. Bunca yıldır geliştirdikleri bir tedarikçiyi kaybetmek istemezler. Ben Made in EU yerine Made by EU şeklinde bir çözüm bulacaklarını düşünüyorum. Biz de boş durmayız ki alternatif pazarlara kayarız, onlar da bunu istemez” yorumunu yaptı.
Fabrika bakmaya gelen Çinliler, üretime cesaret edemedi
Bazı Çinli grupların satın alma ve yatırım gibi fabrika bakmaya Türkiye’ye geldiğini söyleyen Sevda Kayhan Yılmaz, ancak üretim maliyetleri yüzünden vazgeçtiklerini belirtti. Türkiye’deki üreticilerin rekabetçiliğini kaybettiğini dile getiren Yılmaz, “Çinliler bile ‘biz bu şartlarda üretim yapıp ayakta kalamayız’ diyerek fabrika almadılar, onun yerine satış ofisi açtılar. Biz üretimden ayrılamayız, bugün her sanayici, ihracatçı kendi özel çözümünü üretmeye çalışıyor. Bunu da yapmak zorundayız, sanayicinin bulunduğu coğrafyayı iyi okuması, finansal okur-yazarlığı öğrenmesi şart” dedi.
“Fon krizi tedarikçilere yansımaya başladı”
Yatırım eğiliminin durma noktasına geldiği makine ana sanayiinde Eylül 2026 itibarıyla takibe düşen borçlarda yüzde 209,5’lik rekor bir artış yaşanırken, MAKFED Başkanı Kutlu Karavelioğlu, ana sektörün dayanıklılığının yüksek olduğunu ancak alt tedarikçilerde zorlanma ve kapanma süreçlerinin başladığını söyledi. Makine imalat tarafında doğrudan bir konkordato dalgası yaşanmadığını belirten Karavelioğlu, tedarikçi kanadında özellikle fon krizinin ardından ciddi aksamalar görüldüğüne ve nakit akışındaki bozulmaların sistemi zorladığına dikkat çekti. Makine ve teçhizat sektöründe batık hacmi 13,3 milyar TL’nin üzerine çıktı.