Temmuz zammı, yüzdelik artışların gerçekte emeklinin hayatına yansımasının ne kadar sınırlı olduğunu gözler önüne serdi. Kök aylıklara yapılan yüzde 17.7’lik artış ve asgari düzeyde belirlenen 23.552 TL, birçok emeklinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor; açlık sınırı ise 36.940 TL olarak hesaplanıyor.
Bu tablo, maaş dağılımında tabanın daha da sıkıştığını ve sistemdeki adaletsizliği derinleştiriyor. Uzmanlar, artan sayıda emeklinin en düşük aylığa mahkum olduğunu ve bunun istihdam, kayıt dışılık ile SGK gelirleri üzerinde olumsuz etkiler doğuracağını vurguluyor.
SGK Gelir ve İstihdam Riskleri
SGK uzmanlarına göre, ücretlerin tabanda yoğunlaşması birkaç zincirleme probleme yol açacak: emeklinin çalışmaya devam etmesi, genç işsizliğin artması ve her iki grubun da kayıt dışı çalışmaya eğilim göstermesi. Bu durum, işverenlerin bildirilen primleri düşük gösterme eğilimini güçlendirerek SGK’nın prim gelirlerini azaltacak.
En Düşük Aylıklar ve Resmi Veri Eksikliği
Mevcut verilere göre en düşük emekli aylığı alanların sayısı önemli ölçüde arttı; uzman tahminleri 5.5 milyon seviyesini işaret ediyor. Resmi kurumlar bu sayıyı açıkça paylaşmadığı için net tablo çıkarılamıyor. Bu belirsizlik, politika yapıcıların doğru hedeflemeyi zorlaştırıyor.
Uzman önerileri arasında, seyyanen ve amaçlı düzenlemelerle taban aylıklar arasındaki farkın korunması; prim ödeme adaletinin sağlanması ve herkesin ödediği primin karşılığını alması yer alıyor. Aksi halde primleri daha düşük gösterme ve asgari ücretten ödeme eğilimi yaygınlaşacak, bu da emekli maaşlarının gerçek alım gücünü düşürecek.
Sonuç Olarak
Mevcut politika ve uygulamalar sürdürüldüğü takdirde emeklilik sisteminde derin bir eşitsizlik ve sürdürülemez mali baskı oluşabilir. Hem şeffaf veri açıklanması hem de seyyanen artışlar gibi yapısal adımlar, sistemin devamlılığı ve adil dağılım için önem taşıyor.