Avrupa pazarındaki belirsizlikler ve artan maliyet baskısı, ticari araç üretiminin sadece model ve motor gelişimleriyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Üreticiler elektrikli araçlara yatırım yaparken, mevcut içten yanmalı platformları da güçlendiriyor; Türkiye ise bu denklemin hem üretim merkezi hem de maliyet avantajı unsuru olarak ön planda kalıyor.
Fuarda konuşan üst düzey yöneticiler, Avrupa Birliği’nin yeni düzenlemelerinin Türkiye ile kurulan üretim bağlarını doğrudan etkileme potansiyeline dikkat çekti. Yerel üretimin nasıl tanımlanacağı ve uygulanacak vergi veya ek maliyetlerin hangi üretim modellerini bozacağı, sektörün kısa vadeli gündemini belirliyor.
Türk üretiminin kaderi Avrupa’nın elinde mi?
Avrupa’daki düzenlemeler Türkiye’deki üretimi sarsabilir. Volkswagen Ticari Araçlar Başkanı Stefan Mecha, Transporter’ın iş hacmindeki önemine vurgu yaparak, AB tarafından getirilecek ek maliyetlerin üretim planlarını doğrudan etkileyebileceğini net biçimde ifade etti. Mecha, Avrupa’nın nihai kural setini açıklamasını beklediklerini ve bu süreçte şirket grubunun aktif şekilde kaygılarını AB’ye ilettiğini belirtti.
Mecha’nın tanımına göre “yerel üretim”, yalnızca son montaj değil, kapsamlı üretim faaliyetlerini içermeli; tek tek parçaların veya yüzeysel montajın yerel üretim sayılması kabul edilemez. Bu yaklaşım, Türkiye’deki üretimin statüsünü korumak isteyen firmaların önceliği olarak öne çıkıyor.

Çoklu teknoloji yatırımı zorunlu, zamanlama belirleyici
Elektrikli, şarj edilebilir hibrit, hafif hibrit ve içten yanmalı motorlu araçların aynı anda portföyde tutulması üreticiler için zorunlu hale geldi. Mecha, geçişin yönünden ziyade zamanlamasının asıl sorun olduğunu vurguladı; tamamen elektrikliye hızlı geçişi zorunlu kılmak yatırım yükünü hafifletmiyor, aksine maliyeti artırıyor.
Bu nedenle farklı pazarlardaki talebe yanıt verebilmek için üreticilerin eş zamanlı çok teknolojili yatırımları sürdürmesi gerekiyor; bu durum maliyetleri yükselten ve karar alma süreçlerini karmaşıklaştıran bir gerçek.

Türkiye pazarı stratejik ve cazip
Volkswagen, Türkiye’de özel bir ürün portföyü geliştirmese de pazarı stratejik ve cazip buluyor. Caddy ve Crafter gibi modellerde artış potansiyeli görüyor; özellikle Transporter’ın üretiminin Türkiye’de olması iş hacmi açısından büyük bir önem taşıyor. Mecha, yerel üretimin satış performansına olumlu yansımasını ancak segmentin dinamikleriyle sınırlı olduğunu kabul ediyor.

Ford Otosan: Süreci üç bakanlıkla takip ediyoruz
Ford Otosan Genel Müdürü Güven Özyurt, “Made in EU” yaklaşımının detaylarında karmaşık kurallar olduğunu belirterek Türkiye’nin dışlanmaması gerektiğini kararlı bir şekilde savundu. Özyurt, konunun siyasi bir boyutu olduğuna dikkat çekti ve süreci üç bakanlıkla koordineli olarak takip ettiklerini açıkladı.
Ağır ticari araçlarda kabin tasarımına ilişkin büyük mühendislik projelerinin yürütüldüğünü söyleyen Özyurt, yeni kuralların kabin yatırımlarını şekillendireceğini; sürücünün çıplak gözle görüşünü öncelikleyen tasarımlara dönülmesinin zorunlu hale geldiğini belirtti. Ayrıca hidrojen çalışmalarının sürdüğünü, ancak altyapı eksikliği nedeniyle hızın azaldığını ifade etti.
ZF Türkiye: Verimlilik ve altyapı güveni
ZF Türkiye Genel Müdürü Kazım Eryılmaz, döviz kuru ile enflasyon arasındaki makasın rekabetçilik üzerinde baskı yarattığını kabul etti; ancak güçlü üretim altyapısına güven duyduklarını söyledi. Eryılmaz, tedarikçilerin süreç içinde edindikleri verimliliğin ilerleyen dönemde pazarı destekleyeceğini ve 2027 için olumlu beklentiler taşıdıklarını belirtti.
Tedarik zinciri oyuncuları verimliliği artırmak zorunda. Eryılmaz, sipariş hareketliliğinin tüm alanlara eşit yansımasını beklemediklerini, satış sonrası segmentinin ise henüz belirgin bir sıçrama göstermediğini dile getirdi.
Sonuç: Türkiye oyunda kalmalı, kurallar netleşmeli
Avrupa’nın getireceği yeni üretim tanımları ve mali düzenlemeler netleşene dek belirsizlik sürüyor. Ancak ortak mesaj açık: Türkiye, tedarik ve üretim kapasitesiyle Avrupa tedarik zincirinin önemli bir halkası olmaya devam etmeli. Sektör aktörleri, düzenlemelerin adil ve üretimi esas alan kriterlerle şekillenmesi için hem şirket içi hem de diplomatik yollarla baskı uyguluyor ve politikaları yakından izliyor.